BİLİM ADAMI OLAMIYORUZ, ÇÜNKÜ…

einsteinBilim Adamı olamıyoruz çünkü, o üç noktadan sonra getirilecek o kadar çok sebep  var ki.

Bunların birkaçına değinecek olursak en  başta  ülkemizde ki eğitim sistemi yer alıyor.

Eğitim sistemi ülkemizin temel taşlarından biri.

Yetişen nesillerin gelecek için faydalı olması adına önce aile denilen kurumda daha sonra okul da atılan bir adım.

Ve bu adımlar bireylerin önce karakterlerini, fikir yapılarını belirliyor daha sonra geleceğe atacakları adım için yeteneklerini keşfetmelerini sağlıyor. Fakat yanılınan  ince bir nokta var ki  o da zeka.

Zeka her bireyde olan bir özelliktir, fakat her birey bunu farklı bir şekilde kullanır.

Eğitim bireyin zekasını oluşturmaz!

Zekasını az ya da çok hale getirmez, ne şekilde kullanabileceğini öğretir, ya da hangi alanda kullanabileceğini keşfetmesini sağlar.

Bireyin kendinde bulunan keşfettiği özelliklerin hangisini geliştireceğine dair yönlendirmeler de bulunabilir.

Olumsuz olarak ele alacak olursak  yetişen bireyin onda bulunan potansiyelin ne derece olduğunu fark edememesine ve başka alanlara yönelmesine neden olabilir.

Bireyin kendinde bulunan bir özelliği, var olan bir potansiyeli keşfedememesi ya da keşfedip bunu geliştirememesinin nedeni kısmen aile ya da diğer faktörler olsada temeli eğitim sistemidir.

Eğitim sisteminde yatan yanlış yönlendirmeler ve uygulamalardır.

Eğitim sisteminin günümüzde ki en yanlış uygulamalarından biride  ezber sistemidir.

Ezber sistemi yanlış bir eğitim sistemi olup öğrencileri eğitim sisteminden uzaklaştırmaktadır.

Bireyleri düşünme ve anlama yoluyla öğrenmeleri yerine ezberciliğe yöneltmektedir.

Öğrenci bir konuyu öğrenirken onu neden öğrendiğini o konunun ona neler katacağını sorgulayamadan o konunun içeriklerini ezberlemek durumundadır buda o dersin bireye hiçbir şey katamayacağının göstergesidir.

Ezber sistemi hayatın her alanında olduğu gibi ilk başta birinci  sınıfta çıkar karşımıza.

Bunun en basit örneğide çarpım tablosunun ezberletilmesidir.

Birinci  sınıftaki;  öğrenmeye, düşünmeye, yorumlamaya tamamen açık, taze beyinlere sahip bireye çarpım tablosunu ezberletmenin dayatılması, bireyde  ‘onu öğrenince herşey hallolacak’, ‘tek sorun onu ezberlemek’ ya da ‘tek görev onu ezberlemek’  düşüncesi uyanacaktır.

Oysaki önemli olan  onu ezbere  bilmek  değil orda ki verileri kullanarak bir problemi çözmüş olmaktır.

O problem için hangi yollara başvurmuş olduğunu göstermektir.

Öğrenci soruyu çözemediğinde yani çıkacak olan sonucu bilemediğinde başarısız olduğunu düşünmektedir, bu da onun daha fazla çaba göstermesini engellemektedir. Dolayısıyla o kişinin  ciddi anlamda düşünce yapısını zedelemektedir

 

Tabiki de bireye verilen bu zararın  suçlusu öğretmenler ya da öğrenciler değildir, insanları bu sisteme iten, düşünce yapısıdır.

Eğitimin ilk adımının atıldığı kurum olan ailede de bireye gösterilen davranışlar bu sistemin ulaşacağı sorunları  tetikler .

Örneğin matematiği iyi olan bir öğrenciye zeki gözüyle yaklaşılması,

sözel alanlarda ki bir derse ilgi duyan kişiye ise tembel gözüyle yaklaşılması en büyük yanlışlardan birisisidir.

Oysa kişi  geçmişte bir matematik  problemini çözememiş ya da çözüme nasıl yollardan gidileceğini anlamamış ve ben bunu yapamıyorum diyerek kendine ket vurmuş olabilir ve derse olan sevgisini kaybetmiş olabilir.

Ama bu herhengi bir zeka sorununun ya da çalışkanlık-tembellik özelliğinin o kişide olduğunu göstermez.

Ailede ki bu tür yaklaşım yine çocukta çok ciddi bir probleme sebep olabilir.

Oysa ki en önemli şey ailenin çocuğuna inanması ve güvenmesidir .

Kişi kendini hangi alanda geliştirmek  istiyorsa o alanda ona destek çıkılmalıdır.

Bu sayede daha sağlıklı düşünce yapısına sahip bireyler yetişecektir.

Aile  ile okul yaşantısında ki eğitim birbirini dengeleyici bir yapıda dır.

Okulda ki eğitim sistemiyle yetişen bir öğrencinin aile içi düşünce yapısı bu sistemin ona vereceği etkileri engelleyerek o kişiye bunun altından kalkabileceğini gösterebilir.

Ya da tam tersi yanlış düşünce yapısına sahip bir ailede yetişen bir birey doğru bir eğitim sistemiyle ket vurduğu düşüncelerini yeniden canlandırabilir .

Herşey insanın kendi elindedir,  insanın bir alanda başarısız olması onun diğer alanlarda da başarısız olacağını göstermez

Her insanın ayrı bir düşünce yapısı vardır,

her düşünce yapısında da ayrı bir yetenek gizlidir.

Geliştirdiğimiz düşünce yapımız ilerdeki kaderimizi belirleyecektir, seçeceğimiz mesleklerde düşüncelerimiz, yeteneklerimiz, isteklerimiz etkili olacaktır ve olmalıdır.

Bir insanda herşey düşünceyle başlar .

Descartes ‘düşünüyorum öyleyse varım’ demiştir.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özellik düşünebilmesidir, işte burda da önemli olan, farklı düşünebilmektir .

Kalıpların dışına çıkıp herhangi bir sorunun çözümünde faklı yollardan gidebilmektir.

Bu bağlamda bir bilim adamının bir düşünürün yetişebilmesi için bütün bu etkilerden sıyrılıp beyninin bir cam kavanozun içinde muhafaza edilmesi gerekir ki bu imkansızdır .

Bunun dışında, kendini dış dünyaya adapte edip bu tür  etkilere maruz kalmaması,  kendini farklı yollarla geliştirmesi oldukça zordur.

Geçmişte ülkemizde yeterli desteği göremeyip  yetenekli kişilerin yurt dışına gitmesi  ve kendilerini orda geliştirmeleri  bunun bir örneğidir.

Bu sadece maddi değil manevi anlamda da desteğin görülmemesindendir.

Fakat günümüzde teknolojinin ülkemizde gelişmesi ve bilinçliliğin biraz daha artması sonucu kendini bu yolda yetiştirmek isteyen insanların biraz daha çaba sarfederek çalışmalarını ülkemizde gerçekleştirmeleri yolunda adımlar atılmalıdır.

Bu adımların atılması ve bu zorluğun aşılması içinde insanlara önce ‘ben başarabilirim’ düşüncesi aşılanmalıdır insanların yapabilecekleri, içlerinde ki potansiyelleri bazı ölçütlere dayandırılıp sınırlandırılmamalıdır.

Bu düşüncenin aşılanması eğitim sisteminin birinci basamağında başlatılmalıdır, çünkü düşünce kalıpları küçük yaşta başlar.

Aile de eğitimin bir parçasını oluşturduğu için aile bireyleride bilinçlendirilmelidir,

Aile bireylerinin çocuklarına bu yönde ki en olumsuz etkileri şöyle sıralanabilir;

  • Baskı ve düşüncelerini sınırlamak
  • ‘Sırtını devlete daya’ Tabiriyle düşüncelerini ileriye yönelik geliştirmelerini engellemek (Ya da bir çeşit hayatlarını garantiye alma isteği)
  • Bir an önce iş hayatına  atılmalarını  istemek  ve yapacağı çalışmaları zaman kaybı olarak görmek
  • Mesleğe sadece parasal olarak bakmak

Ailelerin bu tür yaklaşımlarından dolayı ülkemizde ki bir çok birey potansiyellerini dışa vuramamaktadırlar.

Oysa ki şu ana kadar akla gelebilecek , icat edilmiş, keşfedilmiş bir çok şeyi, yapılan bir çok yeniliği, gerçekleştirmiş olan yine herkes gibi duygu düşüncelere sahip  bir  insandır.

Diğerlerinden tek farkları kendi düşüncelerinin peşinden gitmiş ve hayallerini gerçekleştirmişlerdir,

yapabileceklerini sınırlamamış ve Dünyaya tek yönlü bakmamış, bakış açılarını genişletmişlerdir.

Dolayısıyla bilim adamı olamıyoruz çünkü kendimizi sınırlıyoruz,

yapabileceklerimizin farkında değiliz,

kendimizi değil dış dünyayı dinliyoruz,

kendimize güvenmiyoruz.

Bilim adamı olamıyoruz çünkü kendimizi tanımamıza izin vermiyoruz…

edison-ampul Thomas Edison 

İlköğretim çağında algılamada yavaşlık nedeniyle okuldan atılmıştır ve özel bir hoca tarafından eğitilmiştir.

10 yaşına gelincede kendini fizik kimya kitaplarına vererek çalışmalarına başlamıştır.

ve 1879da elektrik ampülü icat etmiştir.

 

 

emc2Albert Einstein                                

Ailesi ve onu tanıyan insanlar tarafından gerizekalı olarak biliniyordu.

Okulda matematik dışında ki diğer derslerinde başarısızdır.

Okulda ki hocaları adam olamayacağını ve okulu terketmesini söylemişlerdir…

sonra e=mc2 demiştir ve izafiyet kuramının babası olmuştur.

www.fenokulu.net/yeni/Bilim-Adamlari/

GAMZE AVCI

Add a Comment